Sepet

BİLİMİX ELÇİLERİ YAZIYOR | Gökçen Gök

Öğrenmenin Eğlencesi Nereye Kayboldu?

Okul artık keyifli ve eğlenceli bir yer olmamaya başladığında öğrenme de zorlaşır hatta çoğu öğrencide ezberle günü kurtarma çabasına dönüşerek biter. Çocukları tembel, isteksiz, hatta kapasitesi az!  diyerek etiketlemeden önce ailelerin ve öğretmenlerin öğrencilerin anaokulunda sahip oldukları öğrenme hevesinin devam etmesi için çaba harcaması eğitim öğretimi kolaylaştıracak en önemli faktördür.Peki bilişsel ve psikolojik gelişimi tamamen öğrenmeye dayalı olan ve bebeklikten itibaren öğrenme süreci için heyecanlı ve istekli olan çocuklar neden okulda öğrenme sürecini zor ve sıkıcı bulur?

Anaokuluna giden çocukların çoğu gelişimsel aktivitelere ve öğrenme materyallerine büyük bir hevesle ve heyecanla yaklaşır.Ebeveynlerine de okulda yaşadıklarını ve öğrendiklerini genelde mutluluk ve tutkuyla anlatırlar. Bu heves ve ilgi genellikle en fazla birinci sınıfın sonuna kadar sürer.Bundan sonraki süreçte ağırlıklı olarak ezbere dayalı ve sınavlara yönelik standartlaştırılmış eğitim modeli çocukların hayal güçlerine dokunamadığı için öğrenmeden alınan haz yerini sıkılmışlığa ve kayıtsızlığa bırakmaktadır. Gerçek hayatla bağdaştırılamayan ve öğrencilerin merakını uyandırmayan bilgi kalıcı olmamakta daha da önemlisi sıkılan öğrencinin öğrenme hevesini yokederek öğrenmeye karşı şartlanmış bir önyargı geliştirmesine sebep olmaktadır. Bunun en büyük kanıtı öğrencilerden sıklıkla duyduğumuz ’’Öğrendiğimiz şeyler gerçek hayatta ne işimize yarayacak?’ sorusudur. 

Günümüzde öğrenme ve hafıza konularını araştırırken  sıklıklıkla kullanılan beyin görüntüleme çalışmaları sonucunda kişinin ilgisini çekmeyen ve gündelik gerçek hayatla bağlantı kuramadığı konuları öğrenmeye çalışırken beynin strese tepki merkezi olarak bilinen amigdalanın aktif olduğu gözlemlenmiştir.Bu stres etkisi öğrenmeyi eğlenceli bir olay olmaktan çıkarıp tamamen zorlu bir görev haline getirmektedir. Bu şekilde şartlanmış çocukların beyni dikkat toplama, öğrenme sürecinin bir parçası olan bilgiyi uzun süreli hafızaya kaydetme gibi işlevlerde zorlanmakta çoğu zaman da başarısız olmaktadır. Peki çocuklarımızın zihninde öğrenmeyi eziyet haline getirmek yerine keyifli bir süreç olarak devam ettirmek için neler yapılabilir?

Çocukların günümüzde en çok ihtiyacı olan şey ilgi alanlarını ve kişisel öğrenme ihtiyaçlarını farkında olan ebeveynler ve öğretmenlerdir.Her çocuğun ilgisini yoğunlaştırdığı ve zevk aldığı öğrenme yolu farklı olmakla birlikte gelişimsel psikologların bütün çocuklar için geçerli gördükleri bazı kriterler mevcuttur. Bunlardan belki de en önemlisi bilgiyi gündelik hayatla bağdaştırabilecekleri bir zeminde aktarmaktır. Özellikle fizik kimya gibi pozitif bilimlerde bu deneylerle projelerle sağlanabilecekken sosyal bilimlerde ise  görsel ve işitsel materyallerle desteklenmelidir.Bir diğer önemli kriter çocukların öğrenme sürecinde aktif olması yani aldıkları bilgiyi somut bir şeye dönüştürebilmeleri veya içselleştirmeleri için izleyen değil yapan veya anlatan konumunda olmalarıdır. Unutmayalım ki anaokulu çağındaki çocukların yaşlarına uygun metaryallerle eğlenerek öğrenmeleri ne kadar önemliyse devam eden okul hayatları boyunca aynı şekilde deneyimleyerek ve hevesle öğrenmeleri de en az o kadar önemlidir. Bu mantık üzerine şekillendirilmiş bir eğitim sistemi okuldan bıkmış nesiller yerine kendi arzusu ve heyecanıyla kendini geliştirmek  isteyen bireyler yetişmesini sağlayacaktır.

Dr. Psikolog Gökçen Gök